On Parmak Uygulamaları

Zabıt Katipliğinde sorulan Metinler

Zabıt Katipliği Sınavı Metin 1

Ceza kanunları bireyin hak ve özgürlüklerine derin biçimde müdahale eden
yaptırımları içermektedir. Bu nedenledir ki bir ülkedeki ceza kanununa hakim
felsefe, değer ve ilkeler, o ülkedeki siyasi rejimin niteliğini gösterir. Nitekim
tarihte ve günümüzde totaliter devletler, ideolojilerini benimsetmek ve rejimi
ayakta tutmak için ceza kanunları yoluyla kişi hak özgürlüklerini ya geniş
biçimde sınırlandırmışlar ya da ortadan kaldırmışlardır. Demokratik hukuk
devletleri ise ceza kanunlarının kötüye kullanılmasını önlemek için, bu
kanunların temel ilkelerine anayasalarında yer vermektedirler. Yine insanların
adaletsiz ve haksız biçimde ceza ve tedbirlere maruz kılınmaması amacıyla başta
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak
üzere birçok uluslararası sözleşme ve belgede bireyi ceza kanunlarının keyfi
uygulanmalarına karşı güvence altına alan hükümlere yer verilmiştir. Bu
sözleşmelere taraf olan ülkemizin Anayasasında da aynı esaslar öngörülmüş
olduğundan, ceza kanununun amacını tanımlayan maddeyle, bireyin sahip
bulunduğu hukuki değerler, hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ön
plana çıkarılmıştır. Böylece kanunun özgürlükçü karakteri vurgulanmakta,
bunun yanında bireyin; adalet ve güvenliğin sağlandığı bir toplumda yaşama
hakkının gereği olarak, kamu düzeni ve güvenliğinin korunması ile suç
işlenmesinin önlenmesi, ceza kanunun temel amaçları arasında sayılmaktadır.
Kanunun amacına ilişkin maddesinde ifade edilen kişi hak ve
özgürlüklerinin güvence altına alınabilmesi için, hangi fiillerin suç teşkil
ettiğinin kanunda açık bir şekilde belirlenmesi gerekir. Aynı şekilde, suç
işlenmesi dolayısıyla verilecek ceza ve tedbirlerle, cezaya mahkumiyetin hukukî
sonuçları ve bu yaptırımların süre ve miktarlarının da kanunla düzenlenmesi
zorunludur.
Anayasamızda da ifade edilen ve evrensel nitelikteki kanunsuz suç ve ceza
olmaz ilkesinin gereği olarak suçların tanımlanması ve ceza hukuku yaptırımları
koyma yetkisine sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi sahiptir. Yine
Anayasamıza göre yasama görevi, devredilmesi mümkün olmayan bir yetkidir.
Bireyin maddi ve manevi varlığı üzerinde derin etkiler doğuran suç ve cezaların,
ancak ulusal iradeyi temsil eden organ tarafından yapılacak kanunla
düzenlenebilmesi, kişi hak ve özgürlüklerine sağlanan en önemli anayasal
garantilerden birini oluşturmaktadır.
Anayasada temel hak ve özgürlükler alanının, kanun hükmünde
kararnamelerle düzenlenemeyeceğinin öngörülmesi de, bu garantinin bir
ifadesidir. Kişi hak ve özgürlükleri konusunda kanun hükmünde kararname
çıkarılmaması bakımından anayasal normla getirilen bu yasağın, idarenin diğer
düzenleyici işlemleri için de geçerli olduğu kuşkusuzdur. İşte maddenin ikinci
fıkrasındaki düzenlemeyle, Anayasada yer alan emredici normların gereği yerine
getirilerek, idarenin düzenleyici işlemleriyle bir suç tanımının kapsamının
belirlenemeyeceği ve ceza konulamayacağı açıkça düzenlenmiş olmaktadır.

Zabıt Katipliği Sınavı Metin 2

Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin doğal bir sonucu olan evrensel ilke
niteliğindeki ceza kanunlarının uygulanmasında kıyasa başvurulamayacağı,
maddenin üçüncü fıkrasında açıkça düzenlenmiştir. Böylece ceza kanunlarının
bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır.
Yeni tarihli ceza kanunlarında da kıyas yasağına ilişkin olarak açık hükümlere
yer verilmektedir. Örneğin yeni Fransız Ceza Kanununda bu husus ceza
kanunları dar yorumlanır biçiminde ifade edilmiştir. Kıyas yasağıyla getirilen
güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa
yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade
edilmiştir. Ancak bu hükümle ceza hukukunda genişletici yorum tümüyle
yasaklanmamakta, sadece bu yorum biçiminin kıyasa yol açacak şekilde
uygulanmasının önüne geçilmek istenmektedir.
Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç
işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması
gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç
işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma
kazandırılması söz konusu olabilir. Yine bireylerin hukuka olan güvenlerinin
pekişmesi ve cezanın caydırıcılık etkisinin doğru biçimde gösterilebilmesi için
de ceza hukukunun temel ilkelerinden olan orantılılık ilkesine uymak gerekir.
Madde ile bu hususa ceza kanunda açıkça yer verilerek, ceza kanunun adaletçi
bir karaktere sahip olduğu da vurgulanmak istenmiştir.
Geçmişte ve günümüzde, insanın ırk, din, düşünce veya cinsiyeti nedeniyle
uğradığı haksız muamelelerin önlenmesi, insanlık camiasının temel
uğraşlarındandır. Ceza hukuku araçlarıyla yapılan ayrımcılık ise insana yönelik
yapılan en zalimane uygulamalardan biridir. Özellikle totaliter rejimlerdeki
ayırımcılığın ortaya çıkardığı felaketler insanlık tarihinde unutulamayacak acı
izler bırakmıştır. İşte bu nedenlerledir ki insan haklarıyla ilgili uluslararası
sözleşmelerde ve Anayasamızda ifade edilen eşitlik ilkesine yer verilerek, ceza
kanununun insancıl niteliğe sahip olduğuna da işaret edilmektedir. Ceza
kanunlarının düzenlenmesinde ve uygulanmasında bireyler arasında herhangi bir
sebeple ayırım yapılmamasının ifade edilmesi, aynı zamanda hukuk devletinin
özünü oluşturan insan onurunun korunmasının ceza kanununda da temel değer
olarak benimsenmesi anlamına gelmektedir.

Zabıt Katipliği Sınavı Metin 3

Suçta ve cezada kanunilik ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmaması dolayısıyla,
bazı tanımlar tasarı metninden çıkarılmıştır. Tekerrüre ilişkin olarak sistem
değişikliği yapıldığı için aynı türden suç tanımı ve ayrıca, tanımlanmasına gerek
görülmemesi nedeniyle cebir ve şiddet tanımı metinden çıkarılmıştır.
Kişinin vatandaşlığının belirlenmesinde Türk Vatandaşlığı Kanununun esas
alınacağını belirten tanım, ceza uygulaması itibarıyla önemli olan hususu
belirlemektedir. Böylece suçu işlediği sırada Türk vatandaşı iken sonradan
uyruğunu değiştiren kişi suçun unsuru veya kovuşturma koşulu bakımından
Türk sayılacağı gibi, suçu işlediği sırada Türk uyruğuna girmiş olan kişi de Türk
vatandaşı sayılacaktır. Çifte uyruğu olanlar da, Türk vatandaşı sayılacaklardır.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi hükümleri göz önünde
bulundurularak, çocuk deyiminden henüz on sekiz yaşını doldurmamış olan
kişilerin anlaşılması gerektiğine dair bir tanıma yer verilmiştir.
Önceki Türk Ceza Kanunundaki memur tanımının doğurduğu sakıncaları
aynen devam ettirecek nitelikte olan tanım, tasarı metninden çıkarılarak; memur
kavramını da kapsayan kamu görevlisi tanımına yer verilmiştir. Yapılan yeni
tanıma göre, kişinin kamu görevlisi sayılması için aranacak tek ölçüt, gördüğü
işin bir kamusal faaliyet olmasıdır.
Bilindiği üzere, kamusal faaliyet, anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan
usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına
yürütülmesidir. Bu faaliyetin yürütülmesine katılan kişilerin maaş, ücret veya
sair bir maddî karşılık alıp almamalarının, bu işi sürekli, süreli veya geçici
olarak yapmalarının bir önemi bulunmamaktadır. Bu bakımdan, örneğin
mesleklerinin icrası bağlamında avukat veya noterin kamu görevlisi olduğu
hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Keza kişi, bilirkişilik, tercümanlık ve
tanıklık faaliyetinin icrası kapsamında bir kamu görevlisidir. Askerlik görevi
yapan kişiler de kamu görevlisidirler. Bu bakımdan örneğin bir suç olayına
müdahil olan, bir tutuklu veya hükümlünün naklini gerçekleştiren jandarma
subay veya erleri de, kamu görevlisidirler.
Buna karşılık, kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak
özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda, bu kişilerin kamu görevlisi
sayılmayacağı açıktır.

Zabıt Katipliği Sınavı Metin 4

Türk vatandaşının yabancı ülkede işlemiş bulunduğu suçtan dolayı
Türkiye’de yargılanabilmesi için belli koşulların gerçekleşmesi gerekir. Bu
koşullar, maddenin birinci fıkrasında belirlenmiştir. Bunun için, failin Türk
vatandaşı olması ve Türkiye’de bulunması gerekir. Failin Türkiye’de bulunması,
bir kovuşturma şartı niteliğindedir. Vatandaşın yurt dışında işlediği suç
dolayısıyla Türkiye’de Türk kanunlarına göre cezalandırılabilmesi için, bu suçun
Türkiye’de kovuşturulabilir bir suç olması gerekir. Bunun belirlenmesinde Türk
kanunlarının göz önünde bulundurulması gerektiği muhakkaktır.
Yabancı ülkede işlenen bu suçla ilgili olarak Türk kanunlarında öngörülen
hapis cezasının aşağı sınırı bir yıldan az değilse, fail hakkında Türkiye’de Türk
kanunlarına göre yargılama yapılacaktır. Türk vatandaşının yabancı ülkede
işlemiş bulunduğu suçun ilgili maddede belirlenen suçlardan olması durumunda
bu madde hükmü uygulanmaz.
Buna karşılık, yabancı ülkede işlenen bu suçla ilgili olarak Türk
kanunlarında öngörülen hapis cezasının aşağı sınırı bir yıldan az ise, fail
hakkında Türkiye’de Türk kanunlarına göre yargılama yapılabilmesi için, zarar
gören şahsın veya yabancı hükümetin şikayetinin olması gerekir. Ancak, bunun
için, şikayetin, vatandaşın Türkiye’ye girdiği tarihten itibaren altı ay içinde
yapılması gerekir. Türk vatandaşının yabancı ülkede işlediği suçtan dolayı
mağdur olan kimse yabancı ise; fail hakkında Türkiye’de Türk kanunlarına göre
yargılama yapılabilmesi için, fiilin, işlendiği ülke devleti kanununa göre de suç
teşkil etmesi gerekir.
Yabancı ülkede işlenmiş olan suçtan dolayı yurt dışında yargılama yapılmış
ve hatta hüküm verilmiş olabilir. Bu suç dolayısıyla yabancı ülkede yargılama
yapılmakta olsa bile, fail hakkında Türkiye’de Türk kanunlarına göre yargılama
yapılacaktır. Buna karşılık, yurt dışında işlediği suçtan dolayı Türk vatandaşı
hakkında yabancı ülkede mahkûmiyet veya beraat kararının verilmiş olması
halinde, artık Türkiye’de yeniden yargılama yapılamayacaktır.
Hükümet Tasarısında vatandaş tarafından yurt dışında işlenen suçun hem
Türk kanunlarına göre hem de suçun işlendiği ülke kanunlarına göre aşağı sınırı
bir yıldan az olmayan hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç olması
öngörülmüştür. Ancak, bir sonraki maddede yabancı tarafından işlenen suç
açısından ise sadece Türk kanununda öngörülen ceza ölçü alınmıştır. Her iki
durum açısından uyumu sağlamak için, sadece Türk kanununda öngörülen
cezanın ölçü alınması yönünde madde metninin değiştirilmesi uygun
bulunmuştur.

Zabıt Katipliği Sınavı Metin 5

Geri vermeye ilişkin koşullar, Türkiye’nin çeşitli devletlerle imzalamış
bulunduğu iki taraflı sözleşmeler ile Suçluların İadesine Dair Avrupa
Sözleşmesinde belirlenmiştir. Ancak, buna rağmen geri vermeye ilişkin asgari
şartların, iç hukuk düzenlemesi olan kanunla belirlenmesi, uygulamada birliği
sağlama açısından önem taşımaktadır. Geri verme taleplerinin hangi usul ve
esaslara göre yerine getirileceği, sözleşmelerde genellikle düzenlenmemekte,
taraf devletlerin iç hukukuna bırakılmaktadır. Kişi özgürlüğünün kısıtlanması
sonucunu doğuran geri vermenin usul ve esasına ilişkin asgari şartların kanunla
belirlenmesine ihtiyaç vardır.
Geri verme yoluna ancak Türkiye’nin egemenlik sahası dışında işlenmiş
olan suçlar dolayısıyla gidilebilir. Anayasada hüküm altına alındığı üzere,
vatandaş kural olarak geri verilemez. Ancak, Uluslararası Ceza Divanına taraf
olmanın gerektirdiği yükümlülükler dolayısıyla vatandaş da yargılanmak veya
mahkum olduğu cezası infaz edilmek üzere yabancı bir devlete teslim
edilebilecektir. Geri vermenin dayanağını teşkil eden fiilin Türk kanunlarına
göre de suç oluşturması gerekir. Bu itibarla, yabancı bir ülkede işlenen veya
işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle hakkında ceza kovuşturması başlatılan
veya mahkumiyet kararı verilmiş olan bir yabancı, talep üzerine, kovuşturmanın
yapılabilmesi veya hükmedilen cezanın infazı amacıyla, geri verilebilir.
Geri vermenin dayanağını teşkil eden fiilin, düşünce suçu veya siyasî ya da
askerî suç niteliğinde olmaması gerekir. Ancak, belirtmek gerekir ki, ceza
kanunlarında esasen suç olarak tanımlanan ve suç oluşturduğu hususunda bütün
insanlığın fikir birliği içinde bulunduğu fiillerin bu istisna kapsamında mütalâa
edilmesi mümkün değildir.
Suç, yurt dışında işlenmiş olmakla birlikte, Türk Devletinin güvenliğine
karşı, Türk devletinin veya bir Türk vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre
kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmişse, geri verme talebi kabul edilmez.
Geri verme talebinin dayanağını oluşturan suçla ilgili olarak gerek talep eden
devlet hukukuna göre gerek Türk hukukuna göre dava ve ceza zamanaşımının
dolmamış olması gerekir. Keza suç, her iki devlette affa uğramamış olmalıdır.
Madde metninde hukukumuz açısından yeni bir hükme yer verilmiştir. Geri
verme halinde talep eden devlette kişiye işkence ve insanlık dışı muamele
yapılabileceğine dair kuvvetli şüphe sebepleri mevcut ise, yani bu konudaki
kuşkunun somut vakıalara dayanması durumunda, talep kabul edilmeyecektir.
Geri verme talebiyle ilgili olarak hukuki nitelikte karar verme yetkisinin ağır
ceza mahkemesine ait olduğu kabul edilmiştir.

Zabıt Katipliği Sınavı Metin 6

Türk hakimi, yargılamak durumunda olduğu somut olayla ilgili olarak
ancak Türk kanunlarını uygulamak görev ve yetkisine sahiptir. Bu nedenle,
yabancı kanunun doğrudan doğruya yurt içinde uygulanması kabul edilemez.
Aksi görüş, Devletin hakimiyet ilkesiyle bağdaşmadığı ve Anayasaya aykırı
olduğu gibi, uygulamada da pek çok güçlüğe ve hatta imkansızlığa sebep olur.
Çünkü yabancı ceza kanununun uygulanması, hem fiilin suç olarak tespitinde ve
cezanın tayininde yabancı kanunun ölçü olarak alınması anlamına gelmektedir.
Türk hakiminin yabancı kanunu bu şekilde uygulama yükümlülüğü, yukarıda da
değinildiği üzere, egemenlik ilkesiyle bağdaşmadığı gibi, böyle bir
yükümlülüğün tam anlamıyla yerine getirilebilmesi de olanaklı değildir. Buna
karşılık, adalet ilkesi gereğince yabancı kanunun göz önünde tutulması
mümkündür. Nitekim madde metninde yabancı kanunun göz önünde
bulundurulması hususunda bir hükme yer verilmiştir.
Bu düzenlemeyle öngörülen uygulama şöyle olacaktır: Türk hakimi
yargılamakta olduğu olayla ilgili olarak fail hakkında önce Türk kanunlarına
göre bir ceza belirleyecektir. Ancak, Türk kanununun uygulanması suretiyle
belirlenen somut cezaya yabancı kanunun göz önünde bulundurulması suretiyle
bir sınırlama getirilmektedir. Buna göre, Türk kanunlarının uygulanması
sonucunda belirlenen ceza açısından, yabancı kanunda yargılama konusu suçla
ilgili olarak öngörülen soyut cezanın azami ölçü olarak alınması gerekir.
Ancak, işaret etmek gerekir ki; Türk hakimi, yurt dışında Türkiye’nin
güvenliğine karşı veya zararına olarak ya da Türk vatandaşına karşı veya Türk
kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisi zararına olarak işlenen
suçlarda münhasıran Türk kanunlarını uygulamak suretiyle hüküm tesis edecek,
yani suçun işlendiği ülke kanununu göz önünde bulundurmayacaktır. Aynı
şekilde, Türkiye Devleti tarafından görevli olarak yurt dışına gönderilen kişilerin
bu görevleri dolayısıyla, bu görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlardan
dolayı da ceza belirlenirken yabancı kanun göz önünde bulundurulmayacaktır.

Zabıt Katipliği Sınavı Metin 7

Kast, kişi ile işlediği suçun maddi unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade
etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek
gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur. Suç tanımında yer almakla
birlikte, fiilin ifade ettiği haksızlık üzerinde etkili olmayan koşulların
gerçekleştiğinin bilinip bilinmemesi, kastın varlığı açısından önem
taşımamaktadır. Örneğin objektif cezalandırılabilme koşulunun arandığı
suçlarda bu koşulun veya şahsi cezasızlık sebebinin fail tarafından bilinmesi
gerekmez.
Madde metninde doğrudan kasttan ayrı olarak olası kast da tanımlanmıştır.
Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin
somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir.
Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir.
Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı
örnekler vermek yararlı olacaktır.
Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı
yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek isterken kendilerine yeşil ışık
yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının
ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan
sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş olmasına rağmen
kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü,
meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini
öngörerek, bunları kabullenmiştir.
Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı
ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini
kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan
kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu
örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi
birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silahıyla atışa devam
etmiştir. Burada da fail silahıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya
ölüm neticelerini kabullenmiştir.
Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.
Suçun olası kastla işlenmesi durumunda temel cezada indirim yapılması
öngörülmüştür.
Kasten işlenebilen suçlar, ilke olarak hem doğrudan hem de olası kastla
işlenebilir. Ancak, kanundaki tanımında bilerek ifadesine yer verilmiş olan
suçlar sadece doğrudan kastla işlenebilir. Örneğin iftira suçunda, failin suçsuz
olduğunu bilerek kişiye suç isnat etmesi gerektiğinden, bu suç ancak doğrudan
kastla işlenebilir.

Zabıt Katipliği Sınavı Metin 8

belli fiiller de kanunlarda suç olarak tanımlanmaktadır.
Taksirli suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi
hareketin varlığı ve kanuni tanımda yer alan unsurlardan birinin öngörülmemiş
olmasıdır. Fakat bu öngörmemenin, gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne
aykırılık dolayısıyla ortaya çıkması gerekir. Çünkü gerekli dikkat ve özen
gösterilmediği için kanunda tanımlanmış olan neticenin gerçekleşeceği
öngörülmemiştir.
Bu dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel
yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın, objektif esastan hareket edilir.
Nitekim toplum hâlinde yaşamanın güvenli bir biçimde sürdürülebilmesi için,
çeşitli alanlarda kişilerin dikkat ve özenli davranmalarıyla ilgili kurallar
konmaktadır. İnşaat faaliyeti, sağlık hizmetlerinin yürütülmesi ve trafik
düzeniyle ilgili kurallar, dikkat ve özen yükümlülüğüne örnek olarak
gösterilebilir.
Taksirli suçlarda fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi
düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak var olan dikkat,
özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalıdır.
Bütün bu yeteneklere sahip olmasına rağmen bu yükümlülüğe aykırı davranan
kişi, suç tanımında belirlenen neticenin gerçekleşmesine neden olması
durumunda, taksirli suçtan dolayı kusurlu sayılarak sorumlu tutulacaktır.
Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk, bir değerlendirmeyle ancak
olay hakimi tarafından yapılabilir. Bu nedenle, taksirden dolayı kusurluluğun
matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeyle
hakim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle,
suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir.
Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle
mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlal
edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir.
Örneğin ölümle sonuçlanan bir ameliyat sırasında hastaya yapılan tıbbi
müdahalenin tekniğine uygun olarak yapılmış olup olmadığının belirlenmesi
açısından bilirkişi incelemesine gerek bulunduğu muhakkaktır. Keza, ölüm veya
yaralanma ile sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup
uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlal edildiğinin, trafiğe
çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızasının olup olmadığının
belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak, bu durumlarda,
bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında,
bilirkişi tarafından münhasıran hakimin yetkisinde bulunan kusurluluk
konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum,
bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hakimin yerine geçmeyi ifade eder.

Zabıt Katipliği Sınavı Metin 9

Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz
önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni
tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri
taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında
sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi
durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla
kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir.
Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın
ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler
müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla
ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi
açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz. Kanunun suça iştirake ilişkin
hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin
sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan
ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her
bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle
belirlenmelidir. Bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate
alınamaz.
Maddenin üçüncü fıkrasında, bilinçli taksirin tanımı verilmiştir. Bilinçli
taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş ve
fakat istenmemiş olmasıdır. Bilinçli taksir halinde hükmedilecek ceza üçte
birden yarısına kadar artırılacaktır. Böylece bilinçli taksir, iş kazalarını, trafikte
meydana gelen taksirli suçları önlemek bakımından caydırıcı etki yapacak ve
suçların önlenmesinde yarar sağlayacaktır.
Örneğin ülkemizde özellikle kırsal bölgelerde rastlandığı üzere, taksirli
suçlarda failin meydana gelen netice itibarıyla bizzat kendisinin ve aile
bireylerinin ağır derecede mağduriyete uğradıkları görülmektedir. Söz gelimi,
köylü kadınların gündelik uğraşları ve hayat zorlukları itibarıyla, sayısı çok kere
üç dörtten fazlasına varan küçük çocuklarına gerekli dikkati ve itinayı
gösterememeleri sonucu, çocukların yaralandıkları veya öldükleri görülmektedir.
Aynı şekilde meydana gelen trafik kazalarında da benzer olaylara
rastlanmaktadır. Bu gibi hallerde ananın taksirli suçtan dolayı kovuşturmaya
uğraması ve cezaya mahkum edilmesi, esasen suçtan dolayı evladını kaybetmesi
sonucu uğradığı sıkıntıyı şiddetlendirmekle kalmamakta, ayrıca, ailenin tümüyle
ağır derecede mağduriyete düşmesine neden olmaktadır.

Zabıt Katipliği Sınavı Metin 10

Kişi suç teşkil eden bir fiili işlerken, kastettiği neticeden daha ağır veya
başka bir netice gerçekleşmiş olabilir. Bu gibi durumlarda netice sebebiyle
ağırlaşmış suç söz konusudur. Örneğin, basit yaralamada bulunulmak istenirken,
kişi görme, işitme yeteneğini yitirmiş olabilir. Yaralama fiili gerçekleştirilirken,
genellikle bunun sonucunda ağır bir neticenin meydana gelebileceği düşünülür.
Örneğin gözün, kulağın üzerine sert bir biçimde vuran kişi, bu yumruk
neticesinde mağdurun görme veya işitme yeteneğini yitirebileceği olasılığını göz
önünde bulundurur. Ağır neticenin ortaya çıkacağının bu şekilde öngörüldüğü
durumlarda, meydana gelen ağır netice açısından fail olası kastla hareket
etmektedir.
Buna karşılık, yaralama fiili sonucunda kişinin öngörmediği ağır bir netice
de meydana gelmiş olabilir. Örneğin canının biraz yanması için mağdurun karın
boşluğuna hafif bir biçimde vurulması halinde mağdur inhibisyon sonucu
ölebilir. Bu gibi durumlarda ise fail, yaralama fiilini işlerken, mağdurun
ölebileceğini tahmin etmemiş olabilir. Önceki Türk Ceza Kanununda ve
Hükümet Tasarısının bazı hükümlerinde, kişi gerçekleştirmeyi kastetmediği
böyle neticelerden objektif olarak sorumlu tutulmaktadır.
Belirtmek gerekir ki, bu tür sorumluluk, ortaçağ hukukunun kalıntısı olan
hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının
ürünü olup, çağdaş ceza hukuku bu anlayışı çoktan terk etmiştir. Çünkü kusurun
aranmadığı objektif sorumluluk halleri kusursuz ceza olmaz ilkesiyle açıkça
çelişmektedir. Ülkemiz ceza hukuku öğretisinde uzun süredir objektif
sorumluluk hâllerinin ceza mevzuatından çıkarılması gerektiği ifade
edilmektedir. Bu talebin yerine getirilmesi, Anayasada öngörülen kusur ilkesinin
zorunlu bir sonucudur.
Madde metnindeki düzenlemeyle, meydana gelen ağır netice açısından
kişinin sorumlu tutulabilmesi için, söz konusu neticeye ilişkin olarak en azından
taksir dolayısıyla kusurlu bulunması gerekmektedir. Bu hükümle, meydana
gelen kastedilenden başka ve ağır netice açısından sorumluluğun, kusura dayalı
bir sorumluluk olması sağlanmak istenmiştir.

viewporntube indobokep zerocar classicrentcar informasiku pontitravel pontiarmada